Nem yükseldikçe ne olur? Kayseri’de bir yaz günü
Yine bir Atacanyapi içeriğiyle karşınızdayız! Bu kez konumuz: “10 saat çalışan bir klima ne kadar elektrik yakar”.
Kayseri’de yaz her zaman sıcak olur ama bu yaz farklı. Sadece sıcak değil; ağır, yapışkan, insanın omzuna görünmez bir yük gibi çöken bir şey var havada. Sabah uyanırken bile bunu hissediyorum. Perdeden süzülen ışık bile eskisi gibi hafif değil sanki. Gözlerimi açtığımda ilk düşündüğüm şey “bugün de zor geçecek” oluyor.
Nem yükseldikçe ne olur? Bunu eskiden sadece meteoroloji haberlerinde bir sayı olarak görürdüm. %40, %60, %80… Bana hiçbir şey ifade etmezdi. Şimdi ise her yüzde, içimdeki sıkışmayı daha net anlatıyor.
Sabahın ağırlaşan havası
Sabahları yürüyüş yapmayı severdim. Kayseri’nin erken saatlerinde Erciyes’in silueti hâlâ net görünürken hava tertemiz olurdu. Ama artık sabah bile farklı.
Kapıyı açtığım anda yüzüme çarpan şey hava değil, sanki ıslak bir kumaş. Nefes alıyorum ama içime dolan şey oksijen değil gibi. Sanki şehir gece boyunca terlemiş ve bütün o nem sabaha kalmış.
Yürümeye başlıyorum. Adımlarım normalde olduğundan daha ağır. Kaldırım taşları bile yapışkan geliyor. Bir banka oturup çantamdan defterimi çıkarıyorum. Günlük tutmak benim için bir tür kaçış. Kelimeler, nefes alamadığım anlarda bile beni ayakta tutuyor.
“Bugün hava sadece sıcak değil, insanın içini daraltan bir şey var,” diye yazıyorum.
Kalem duruyor bir an. Çünkü fark ediyorum ki sadece hava değil beni daraltan.
Şehrin üstüne çöken görünmez yük
Öğlene doğru şehir tamamen değişiyor. Kayseri’nin geniş caddeleri bile sıkışmış gibi. İnsanlar hızlı yürümüyor, sürükleniyor. Kimse konuşmuyor. Sanki herkes aynı görünmez ağırlığı taşıyor.
Nem yükseldikçe ne olur? İnsanların yüzüne bakınca anlıyorum cevabı. Gözler daha az parlıyor. Gülüşler yarım kalıyor. Sanki herkes biraz önce bir şey kaybetmiş gibi ama ne kaybettiğini hatırlamıyor.
Bir kafeye giriyorum. Klima var ama etkisi yetersiz. Duvarlar bile terli gibi. Camdan dışarı bakıyorum; asfaltın üstünde titreyen hava dalgaları var. Şehir eriyor gibi değil, şehir yavaş yavaş içe doğru çöküyor gibi.
Telefonumu çıkarıyorum. Eski mesajlara bakıyorum. O an neden yaptığımı bilmiyorum. Belki de bu ağırlığın bir yerden tanıdık gelmesinden.
Eski mesajlar ve yükselen nem
Onunla konuşmalarımızı buluyorum. Çok uzun değil. Zaten hiçbir şey çok uzun sürmemişti bizim aramızda. Ama kısa olması, etkisini azaltmıyor.
“Bugün hava çok bunaltıcı,” yazmış o bir gün.
Ben de “sanki şehir nefes almıyor” demişim.
O mesajları okurken kafedeki hava daha da ağırlaşıyor. Nem yükseldikçe ne olur diye soruyorum kendime tekrar. Cevap bu kez dışarıda değil, içimde beliriyor.
Çünkü bazı duygular da nem gibi. Birikir. Görünmezdir. Ama en sonunda her şeyi ıslatır. Kalbi bile.
Ona son mesajımı hatırlıyorum. “Biraz uzaklaşmam lazım” demiştim. Ne kadar basit bir cümle. Ne kadar büyük bir kırılma.
Şimdi o cümlenin içindeki boşluğu hissediyorum. Uzaklaşmak dediğim şey aslında hiçbir yere gitmemiş. Sadece içimde bir yerde sıkışıp kalmış.
Nem yükseldikçe ne olur? İçimde de aynı şey oluyor
Benzer Bir Yazı: 10 Komando Tugayı neresi ?
Dışarı çıktığımda hava daha da ağır. Öğleden sonra güneş tam tepede ama ışığı bile yorulmuş gibi. Gölgeler bile kısa ve sabırsız.
Yürürken nefesim değişiyor. Sanki her nefes biraz daha sıcak, biraz daha nemli. Ve tuhaf bir şey oluyor: içimde bastırdığım her şey yüzeye çıkmaya başlıyor.
Nem yükseldikçe ne olur? Terlersin. Nefesin daralır. Cildin ağırlaşır. Ama asıl olan, içindeki şeylerin de kabarmasıdır.
Ben bunu yolda yürürken fark ediyorum. O gün kaybettiğimi sandığım şeyler aslında hiç kaybolmamış. Sadece derinlere itilmiş.
Bir an duruyorum. Kalabalığın ortasında. Kimse bana bakmıyor. Ama ben kendime bakıyorum gibi hissediyorum.
O gün onunla yaşadığımız küçük bir an geliyor aklıma. Yağmurlu bir gündü. O zaman nem değil yağmur vardı. Ama his aynıydı. Sanki dünya biraz fazla dolmuştu.
O bana “bazen hiçbir şey söylemeden yanında durmak yeter” demişti.
Ben o cümleyi yanlış anlamışım. Sessizliği huzur sanmışım. Oysa sessizlik bazen sadece yaklaşan bir uzaklaşmanın ilk işaretiymiş.
Şehrin içinde kaybolan saatler
Gün ilerliyor ama zaman ilerlemiyor gibi. Saatler akmıyor, sürünüyor. Kayseri’nin geniş yolları bile daralmış gibi hissediyorum. Sanki şehir nefesini tutmuş.
Bir parkın içine giriyorum. Ağaçların altı biraz daha serin ama nem orada da var. Yaprakların üzerinde bile ağırlık hissediliyor. Banka oturuyorum.
Defterimi açıyorum.
“İnsan bazen sadece havadan değil, geçmişinden de bunaldığını fark eder,” diye yazıyorum.
Kalemim duruyor. Çünkü kelimeler yetmiyor bazı şeyleri anlatmaya. Nem yükseldikçe ne olur diye sormaya devam ediyorum ama artık cevap aramıyorum. Çünkü cevabın içimde olduğunu hissediyorum.
Her şey biraz daha yoğunlaştığında, insan kendi iç sesini daha net duyar sanılır. Ama bende tam tersi oluyor. Gürültü artıyor. Düşünceler birbirine karışıyor. Hatıralar, pişmanlıklar, küçük sevinçler bile ağırlaşıyor.
Bir fotoğrafın içine sıkışan an
Telefonumda eski bir fotoğraf açıyorum. Bizim çekildiğimiz bir fotoğraf. Çok sıradan bir an. Ama şimdi o an, sanki başka bir hayat gibi.
O fotoğrafa bakarken şunu fark ediyorum: bazı anlar geçmişte kalmaz, sadece form değiştirir. Nem gibi. Buhar olur, havaya karışır, sonra tekrar yoğunlaşıp üzerimize çöker.
Göğsümde hafif bir sızı hissediyorum. Hayal kırıklığı bu. Net. Saklanacak gibi değil.
Akşam, gökyüzü ve kapanan döngü
Akşama doğru rüzgâr çıkıyor ama serinletmiyor. Sadece havayı hareket ettiriyor. Sanki şehir biraz titriyor.
Güneş batarken gökyüzü turuncuya dönüyor ama o renk bile yorgun. Kayseri’nin ufku geniş ama bugün genişlik bile boğucu.
Yürüyerek eve dönüyorum. Adımlarım artık otomatik. Düşünmeden atıyorum. Ama zihnim hiç susmuyor.
Nem yükseldikçe ne olur? Gün boyunca öğrendiğim şey şu: sadece hava değişmez. İnsan da değişir. İçindeki katmanlar yumuşar, çözülür, bazen taşar.
Eve girdiğimde aynaya bakıyorum. Yüzüm tanıdık ama uzak. Sanki bütün gün dışarıda bıraktığım ben, şimdi geri dönmüş ama biraz eksilmiş gibi.
Gece ve içimde kalan son ağırlık
Gece olduğunda şehir biraz sakinleşiyor. Ama içimdeki nem gitmiyor. O hâlâ orada. Yavaşça birikmiş, duvarlara sinmiş gibi.
Defterimi son kez açıyorum.
“Bugün anladım ki nem sadece havayı değil, insanın içini de yükseltiyor,” yazıyorum.
Kalemi bırakıyorum. Sessizlik var. Ama bu sessizlik rahatlatıcı değil. Daha çok, her şeyin yerli yerine oturduğu bir kabulleniş gibi.
Nem yükseldikçe ne olur?
Benim için cevap artık basit değil. Hava ağırlaşır, evet. Ama daha önemlisi, insan kendi içinde sakladığı şeylerle yüzleşir. Kaçtığını sandığın duygular bile bu ağırlığın içinde yeniden görünür olur.
Ve belki de en tuhafı şu: bu ağırlık geçince, insan biraz değişmiş olur. Sessizce. Kimse fark etmeden.