İçeriğe geç

Tecahül-i ârif sanatı nedir ?

Tecahül-i Ârif Sanatı Nedir? Bir Anlamda Maskara Olmak

Teknolojik ve Sözlü Sanatlar: Tecahül-i Ârif’in Yeri

Tecahül-i ârif… Ne kadar ağır bir terim değil mi? Ancak aslında kulağa çok da yabancı olmayan, kelime oyunlarından sıkça faydalanan bir sanat biçimi. Tecahül-i ârif, bir kişinin bilmediği bir şeyi bildiğini iddia etmeden, onun farkında olduğunu göstererek, aslında bilmediğini ya da anlamadığını belli etmemeye çalışmasıdır. Başka bir deyişle, bilmiyormuş gibi yapmak ama aslında her şeyi bildiğini ima etmek. Klasik Türk edebiyatında sıkça karşılaşılan bir ifade olsa da, biraz da sahtekârlık gibi görünmeye başlamış bir yaklaşım. İşte burada devreye giren soru şu: Ne zaman “bilmiyormuş gibi” yapıyoruz ve ne zaman “gerçekten bilmiyoruz”?

Güçlü Yönleri: Hem Kurnaz Hem Eğlenceli

Tecahül-i ârif’in bir avantajı, insanların arasındaki bilgi hiyerarşisini ustaca manipüle etmesi. Yani, sen bilmediğini gösterirken, aslında bilmediğini herkesin görebilmesine izin vermiyorsun. Bunu böyle alttan alta yaparak, tam anlamıyla o bilgelik maskesini takıyorsun. Öyle ya da böyle, aslında bir tür sosyal zekâ işliyor. Toplumda bu tür zekâları kullanabilen kişiler, çoğunlukla “kültürel” ya da “sosyal entelektüel” olarak kabul edilir.

Peki, bunun kötü yanı ne olabilir? Hadi şimdi biraz sertleştirelim. Tecahül-i ârif’in en büyük avantajı, bazen çok rahatlıkla sahtekar bir duruma gelmesi. Sadece bilgiyi değil, tutumları ve fikirleri de maskara edebilirsin. “Bilmiyormuş gibi yapma” temalı sahtekârlık, toplumda gerçekte neyin yanlış olduğunu fark etmeyenleri kandırmayı da sağlar. Buradaki sınır gerçekten çok ince. Bu tarz maskaralık, belki de toplumların bu kadar kolay manipüle edilebilmesinin temellerinden biri.

Zayıf Yönleri: Eğlenceli Ama İronik

Evet, tecahül-i ârif aslında eğlenceli olabilir. Gerçekten de bazen kelime oyunlarıyla çevremizi güldürebiliriz, ama bir noktada çok daha derin bir soruyla karşılaşırız. Birisinin bilmediği bir konuyu biliyormuş gibi yapmak, insanlara zekiymiş gibi hissettirebilir ama bu, bilgiye gerçekten değer veren bir tutumdan çok, bilmediğimiz bir konuda sözde “entelektüel” bir duruş sergileme çabasıdır.

Görünüşe göre, bu sanatı ustaca kullanan kişiler, her şeyi bildikleri izlenimini yaratmaya çalışırlar. Fakat bu, gerçek bilgiyle hiçbir zaman örtüşmeyebilir. İnsanların dikkatini “bilmediğin bir şeyi bildiğini” göstererek çekmek, bazen yalnızca yüzeysel bilgiyle oyalanmaktan başka bir şey değildir. Kısacası, burada bir tür “sosyal aldatmaca” var. Mesela, sosyal medyada görmüyor muyuz? Herkes her konuda fikir sahibi ve “bilmiyormuş gibi yapmak” konusunda bir ustalık sergiliyor. Ancak bu kadar yüzeysel bir bilgiyle gerçekten bir şeyleri değiştirebilir miyiz?

Tecahül-i Ârif’in Sosyal Medyadaki Yansıması

Bütün bu teoriyi sosyal medyaya taşıdığımızda, işler biraz daha enteresan hâle geliyor. Zaten şu an o kadar çok “her şeyi biliyorum” havasında olan insan var ki, bir de bu bilmediğini bildiğini “maskelemek” konusu devreye giriyor. İnsanlar yazdıkları postlarda, paylaştıkları fikirlerde ya da yorumlarda, bilmedikleri bir konuda çok rahatça fikir beyan edebiliyorlar. Tabii ki, buna zaman zaman mizah ya da sarkazm da ekleniyor.

Bu konuda sosyal medyada en net gözlemlerimden biri, “her konuda görüş bildirmenin” bir tür beceri haline gelmiş olması. Bir kişi hakkında yorum yaparken, bazen sadece ona dair herhangi bir bilgim olmasa da bildiğimi ima ediyorum. Durum böyle olunca, herkes bir tür ‘bilgiç’ kesiliyor. Ama işin ironik yanı şu ki, bu “bilmiyormuş gibi yapma” durumu o kadar yaygın ki, çoğu kişi kendini “bilen” ya da “her konuda fikir sahibi” olarak tanıtıyor. Oysa gerçekten hiç kimse her konuda bir uzman değil. Bu da soruyu gündeme getiriyor: Gerçekten bilmediğimiz bir konuda sürekli “bilmiyormuş gibi” yaparak fikir sahibi olma hakkımız var mı?

Tekrar Soruyorum: Gerçekten Bilgi Mi Sahip Olmalıyız?

İroni burada, “bilgiye” dayalı olan her türlü açıklamanın ne kadar güvenilir olduğunda yatıyor. Mesela bir insan, bir konuda hiçbir bilgiye sahip değilse ama orada biraz “teçhül-i ârif” kullanarak, bildiği izlenimini veriyorsa, toplumda bir aldanış yaratmış olur. Burada aslında işin içine biraz etik giriyor. Bilgi ve gerçeklik arasındaki sınırın her geçen gün daha da bulanıklaştığı bu çağda, toplumsal açıdan doğru bildiklerimizi “maskara” etmeye devam etmemiz ne kadar doğru?

Burada belki de sorulması gereken en önemli soru şu: Gerçekten de her konuda fikir beyan etmek bizim hakkımız mı? Yoksa sadece “bilmiyoruz” demek ve “bilmiyormuş gibi” yapmadan, bazen susmak mı daha doğru olur?

Sonuç: Yüzeysel Zekâ mı, Gerçek Bilgi mi?

Tecahül-i ârif, aslında toplumsal hayatta her zaman var olan ama bazen fark etmediğimiz bir maskaralıktır. İnsanlar, bu sanatı bir sosyal strateji olarak kullanabilirler, ancak çok dikkatli olmamız gerekir. Çevremizdeki “bilgiçler”, bazen gerçek anlamda bilgiye dayanmayan yüzeysel açıklamalarla kendilerini haklı çıkarabilirler. Ancak bir noktada, “bilmiyormuş gibi yapmak” sadece bir eğlence olmaktan çıkar ve toplumu yanıltıcı hâle gelir. Bilgi, yalnızca bir maskara değil, gerçek bir güç olmalıdır.

O zaman soruyorum: Gerçekten bildiğimizden emin miyiz? Yoksa yalnızca bir şov mu yapıyoruz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino mecidiyeköy escort
Sitemap
hiltonbet giriş adresi